Türkiye’nin teknolojideki yeri

Günümüzde teknolojide ilerlemek tarihte olduğundan çok daha önem arz ediyor. Bölgesi ve dünya çapında güçlü ekonomisi büyüme eğiliminde her alanda kalkınan ve gelişen dış ticarette söz sahibi ve hatta bağımsız bir ülke olabilmenin yolu artık teknoloji üretimi ve sayesinde gelişecek olan ekonomiden geçer.

Türkiye teknoloji üretiminde kısır döngüde sanki. Ürettiğimiz teknoloji ne katma değeri yüksek nede markalaşma sağlayacak türden. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri elbette ki katlanarak artan beyin göçü. Zeki yönetici ve bu topraklarda kalifiye şekilde yetişmiş insanlarımızı kaybediyoruz. Nitelikli gençler arasında 1986’da %4,4 beyin göçü oranı 2010 verilerine göre %12,4 yükselirken 2020’ye geldiğimizde 4 katına ulaşacağı ön görülmekte. Bu istatistiklere sektörlere göre dağılımı daha da endişe vericidir. En çok beyin göçü verdiğimiz ülkelerden Almanya ve Hollanda iken en fazla beyin göçü verdiğimiz sektör ise bilgi işlem sektörüdür. Bu nitelikle gençlerimizin ülke dışında çalışma isteğinin sebepleri içinde siyasi nedenler görülse de en önemli sebep ücret ve yaşam standartlarımızdır. Verdikleri emeğin karşılığını Türkiye’de alamadıklarını düşündükleri için gidiyorlar.

Böylece konu yeniden ekonomiye geliyor. Peki katma değeri yüksek teknolojiler üretmezken bu teknolojiyi üretebilecek gençlerimize vatanlarında çalışmaları için sebep sunamazken sanayimizi teknolojik alt yapıya kavuşturamazken bu kısır döngüyü nasıl aşacağız.

TUBİTAK (TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU) akıllı üretim sistemlerine yönelik AR-GE desteği ve danışmanlığı alan yaklaşık bin özel sektör kuruluşuna uyguladığı anketle Türkiye Endüstriyel Teknoloji karnesinin endüstri 2.0 ile 3.0 arasında yer aldığı açıklanmıştır. Endüstriyel teknolojide kuruluşların %27’si kapsamlı %59’u genel bilgisiz olarak tanımlandığı görülüyor. Ayrıca kuruluşların yarısına yakını kısa vadede (gelecek 5 yıl) %30 kadarını, uzun vadede (gelecek 10 yıl) strateji belirlerken %20’sinin herhangi bir teknolojik atılımı strateji bulunmamaktadır.

Demem o ki bu kısır döngü ancak gerçek bir sanayi ve teknoloji devrimi ile kırılabilir. Türk milleti muhasır medeniyetler seviyesine ulaşması ve öncülük etmek ülküsünden hiçbir alanda vazgeçmemelidir. Son söz yukarıdaki ifadelerimizi yapabilmek için liyakatli kadrolara ihtiyaç vardır.