Okullar açılıyor.

Osmanlı, öğretim programları bakımından Fransa’yı model almış, Tanzimat 1839’dan
çöküşüne kadar Fransa gibi ansiklopedik bilgi yüklü öğretim programlarını uygulamıştır. Oysa Atatürk, ansiklopedik bilgilerin öğrencilere yüklenmesinden duyduğu rahatsızlığı şöyle açıklamıştır: “Kitapların cansız teorileriyle karşı karşıya gelen genç beyinler, öğrendikleriyle memleketin gerçek durumları ve menfaatleri arasında ilişki kuramıyorlar. Yazarların ve kuramcıların tek taraflı dinleyicisi durumunda kalan Türk çocukları, hayata atıldıkları zaman bu ilişkisizlik ve uyumsuzluk yüzünden tenkitçi, karamsar, millî şuur ve düzene uyumsuz kitleler meydana getirirler.” diyen Atatürk’ün eğitime ilişkin görüş ve direktifleri ve döneminin eğitim uygulamaları dikkatle incelendiğinde; Onun, ansiklopedik bilgileri ezberletmeye dayalı eğitime karşı olduğu, teori ile uygulamayı bütünleştiren bir eğitim programını uygulamaya çalıştığı çok net olarak anlaşılır.

“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyetler için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fen dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, delalettir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk 1 Mart 1922 günü TBMM’de yaptığı açış konuşmasında:

“Milletimizin dehasının gelişmesi ve layık olduğu medeniyet seviyesine ulaşması ancak, yüksek bilim ve teknik elemanların yetiştirilmesi ve millî kültürümüzün yüceltilmesiyle mümkündür. Orta öğretimin gayesi, memleketin muhtaç olduğu muhtelif hizmet ve sanat erbabı elamanlar yetiştirmek, yüksek öğretime aday hazırlamaktır. Orta öğretimde dahi eğitim öğretim yöntemlerinin ameli ve tatbiki olmasına riayet şarttır ”demiştir.

1924’te: “Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin, yeni nesle vereceği eğitim, millî eğitimdir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk esas itibariyle katı bir doktrin taraftarı değildi, aksiyon adamıydı. Kendisini hiçbir felsefe doktrini ile sınırlamayan Atatürk’ün, idealist, idealist olduğu kadar pragmatist olduğu söylenebilir. Bu nedenle Atatürkçülüğü felsefî yönden ifade eden en uygun terim özgürlükçü demokrasinin de temeli olan “plüralizm” (çokçuluk) olabilir; çünkü Atatürk demiştir ki: “Biz, Batı medeniyetini taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuzu benimsiyoruz.”

1930 yılında bir Alman gazetecinin; Batı yolunda durabilmesi için, Türk’ün bütün ihtiyaçlarını
yine Batıdan iktibas etmesi lüzumuna dikkat çekmesi üzerine, Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:
“Asla… Biz Türklüğümüzü muhafaza etmek için, gayretle itina edeceğiz. Türkler medeniyette asildirler.

Yunan’dan evvel Türklerin İzmir taraflarında sakin eski bir millet olduğunu ilmi surette ispat etmeye çalışıyoruz.” diyerek gerçek tarihimizi de yazacağız yeni nesillere öğreteceğiz.” demek istemiştir.

Böylesine temelleri sağlam olan Milli Eğitimimiz 1937’de köy enstitülerini kurmaya başlamıştır.
10 kasım 1938’de ulu önder Atatürk ebediyete intikal etti peki sonra ne oldu?
Türk Einstein Ord. Prof. Oktay Sinanoğlu, eğitim sistemindeki bozulmayı, şöyle özetliyor
“1939’dan 1945’e kadar İngiltere’nin sömürgesiydik, 1945’ten sonra ABD’nin sömürgesi olduk. Milli Şef İsmet İnönü 1949 tarihine kadar gayri resmi yürüyen (Fulbright) resmi anlaşma ile Türk Milli Eğitim sistemini resmen ABD’lilere teslim etti” ifadeleri ile açıklıyor.

Fulbright anlaşması nedir?

27 Aralık 1949 tarihinde, yani İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde, Türk
çocuklarının eğitimi resmen Amerikalılara teslim edildi. ABD ile imzalanan ikili anlaşma gereği, sekiz kişiden oluşan bir Eğitim Komisyonu kuruldu.

Bu anlaşmanın 5. Maddesi aynen şöyledir:
“Komisyon: dördü T.C vatandaşı, dördü ise ABD vatandaşı (ki muhtemelen CIA ajanları olacaklardır) olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir. “1954 yılına gelindiğin de köy enstitüleri önce Öğretmen okullarına dönüşmüş sonrada kapatılmış, yani Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk öldü (ya da öldürüldü) ülke satıldı, çünkü; Eğitim her ülke için gelecektir. Eğitimini yabancılara veren, ülkeyi vermiş sayılır. İsmet İnönü geleceğimizi, kanla aldığımız ülkemizi verdi. Şimdi diyecekler ki o zaman öyle yapması gerekiyordu. Peşinen söyleyeyim, mandacıları Atatürk de ben de hiç sevmem. Kurtuluş Savaşı’nı Türk milleti kazma kürek eski püskü silahlarla “ya istiklal ya ölüm” diyerek” kazandı.

Ayni şekilde Kuruluşunun daha birinci yılında 1924’te Türkiye Cumhuriyeti Yunanlılardan
ganimet olarak ele geçirilen motorlardan yararlanarak “Vecihi K-VI” adını verdiği ilk Türk uçağını
üretir ve Türk Hava Kurumu, Cumhuriyetin ilanından 16 ay sonra 16 Şubat 1925’de Büyük Önder
Mustafa Kemal Atatürk’ün emirleriyle “Türk Tayyare Cemiyeti” adıyla kurulur. Mustafa Kemal Atatürk THK’nın kurulmasından yaklaşık 8 ay sonra, uçak fabrikası kurulması için talimat verir ve 1925 yılında Kayseri’de Tayyare, Otomobil ve Motor Anonim Şirketi (TOMTAŞ) kurulur. Yapılan planlamada 1926 yılı sonrasına doğru fabrika uçak tamiri yapabilir hale, 1927 yılı içerisinde ise uçak üretebilir hale getirilecektir. Yapılan çalışmalar sonucunda ilk yıllarında bakım, onarım, birleştirme yapan fabrika 1930 yılında revize edilerek uçak üretim merkezi haline getirildi. Fabrikada 10 yılda 5 ayrı tipte 134 adet uçak üretildi. Fabrikada 120 Alman ve 240 Türk işçisi görev yaptı. Üretilen 6 yolcu kapasiteli nakliye uçağı Paris’teki fuarda büyük ilgi gördü ve Danimarka’dan sipariş aldı. Böylece THK ilk uçak ihracını yaptı. 1950 yılındaki ekonomik krize kadar THK, THK-1’den THK-16’ya kadar değişik tiplerde uçaklar üretti. Buna paralel 1932’de ilk Türk Sivil havacılık Okulu Vecihi Sivil Tayyare Mektebi’ni kurdu. Okulda İlk Türk kadın pilot Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirdi.Türk Hava Kurumu 1936 yılından itibaren Akköprü’de kurduğu atölye ile hafif uçak ve planör üretmeye başladı.

1950 yılında, özellikle ABD askeri Marshall yardım projesi nedeniyle, yeterli siparişi kendi
ordusundan alamayan THK, mali zorluklara düşer. Haziran 1952 tarihinde faaliyetlerine son verip
Makine Kimya Endüstrisi Kurumu’na devredilir. 1952 – 54 yılında MKE, Türk Hava Kurumu THK’nın geliştirdiği, aralarında Model 3 olarak yeniden adlandırılan Mehmetçik‘in de bulunduğu 6 ayrı modeli imal etme kararı alsa da aynı yıl ABD, Lockheed T-33 tipi jet eğitim uçaklarını Türk Hava Kuvvetleri’ne hibe etmesiyle projenin uygulanmasından vazgeçilir. 1956 yılına kadar mevcut uçak üretim projesine devam eden fabrikada, 1962 yılında tüm havacılık faaliyetleri durdurulur. Kim tarafından? Milli Şef İsmet İnönü ve Başbakan Adnan Menderes.

Yarın okullar açılıyor bütün öğrencilerimize başarılar dilerim vatan sevgisini ve ülkemizin kuruluşundan günümüze kahramanlarla hainleri doğru şekilde geleceğimiz olan öğrencilerimize öğreten tüm öğretmenlerimize
saygılarımı sunarım.