İslam Üniversitesi’ni Urfa veya Konya’da kurarım

Mübarek Ramazan ayında TV kanallarında boy gösteren, isimlerinin başında Prof olan olmayan, İslam adına konuşan kişileri dinlediğimde beynim yoruluyor. Çünkü bir teravih namazının kılınıp kılınamayacağı konusunda bile mutabık değiller.

Yüce kitabımız Kuran’ı Kerim tek olduğuna göre, neden yüce dinimiz İslam’ı herkes farklı farklı anlatıyor? Seksenli yıllarda tanıdığım siyasi kişilerle sohbetlerimde, kendilerine şunu anlatmıştım:

“Ben bu ülkeyi yöneten olsam laiklikten hiç ödün vermem ama dünyanın en büyük İslam Üniversitesi’ni Urfa veya Konya’da kurarım. Dünyadaki en iyi İslam bilginlerini bu üniversitede toplar, üniversiteyi özerk yaparım. Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatı ile o günün şartlarında TBMM’ye bırakılmıştı Halifelik. Seçilen Rektör’ü TBMM kararıyla Halife ilan ederim. İslamiyet adına tüm fetva ve yorumlar buradan çıkacağı için İslam dünyasındaki fitne biter. Dolayısıyla İslam coğrafyasındaki mezhep savaşlarını ve ayrışmayı sona erdirerek huzur getiririm. Bu her şeyden önce İslamiyet’e en büyük katkı olduğu gibi ülkeme de ekonomik ve siyasi olarak büyük bir katkı ve prestij kazandırır.”

Onlar da bana buna Batı’nın egemen ve emperyal güçlerinin izin vermeyeceğini söylemişlerdi. Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda, sadece savaş ve gözyaşı görüyoruz. En kötüsü de ölen de öldüren de Müslüman. Savaş henüz tam olarak bize sıçramamış olsa da, ülkemizde mülteci olarak bulunan 5 milyon Suriye, Irak, Libya, Afgan, Mısırlı’yı düşünürsek bu savaşlardan olumsuz olarak en çok etkilenen ülke biziz. Kazanan ise, oralara silah satan, yer altı kaynaklarını hatta savaştan kaçan İnsanların iç organlarını dahi alan Batı dediğimiz egemen ve emperyal güçler.

Seksenli, doksanlı yıllarda bugün yaşanan bu savaşları engelleyebilirdik. Her şeyden önce yüce İslam dinini, cemaat adı altında Feto gibi soytarıların, Boko Haram, Taliban gibi psikopat manyakların kullanmasını önlemek adına yarın daha kötüleri olmadan artık bir şeyler yapmak lazım.

Korkunun ecele faydası yok.