Devleştirilmiş Cüceler

Türkiye Libya ile Deniz Sınır Yetki Anlaşmasını imzalayınca Doğu Akdeniz’de sıcak sular kaynamaya başlamıştır.Çünkü Akdeniz’de Türk münhasır ekonomik bölgesi  bu anlaşmayla başlangıç yapılarak 189.000 kilometrekarelik deniz yetki alanımız 41.000 kilometrekare ile sınırlandırmaya çalışılan sözde seville  haritasını delmiş olacaktır. Bugün itibariyle Doğu Akdeniz’de 2010 tarihinde, ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından yayımlanan raporda Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasında kalan bölge olan Levant  Havzası’nda 3.45 trilyon metreküp doğalgaz, 1.7 milyar varil petrol bulunduğunun tahmin edildiği yer almaktadır.Bu tahmin dünyanın en büyük doğalgaz yataklarından birinin Doğu Akdeniz’de bulunduğunu işaret etmektedir. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervinin Türkiye’nin yaklaşık 572 yıllık ,Avrupan’ın ise 30 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitler başta Batılı Küresel Oyun Kurucular tarafından,deniz yetki alanları sınırlandırma faaliyetlerinin hızlanmasına neden olmuştur. Türkiye’nin gecikmiş bulunan Akdenizdeki münhasır Ekonomik Yetki Sınırlarını resmi olarak belirlemeye çaba göstermeye başlaması; Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum yönetimi ,Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni hiçbir şekilde memnun etmemiştir. Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimini bir telaş sarmış, Arap ülkeleriyle ziyaretleri hızlandırmışlar, klasik söylemle bölgesel gelişmeler ve ortak çıkarlar görüşülmeye başlanmıştır.

Türkiye’yi sürekli Suriye ile meşgul etmeleri küresel oyuncuların işine gelmekte ve kendileri ikbal ve istiklal peşinde koşarak Libya ve Güney Kıbrıs’ı da kullanarak Türkiye’nin dış politikasını adeta ablukaya almışlardır. Kapitalist sömürü oyuncular Katar, Mısır, Pakistan, İran gibi ülkelerin Türkiye ile yakınlaşmasını hiçbir şekilde istememektedirler. Buna karşın Türkiye Katar, Kuveyt ve Umman’a ekonomik,askeri ve kültürel eğitimsel ilişkileri geliştirici yönünde yeni bir atak başlatmıştır.

Devleştirilmiş bir cüce olan Birleşik Arap Emirlikleri, Arap ülkelerinin önderliğine soyunarak, batının bir uydu ajan devleti gibi Mısır ve Bahreyn’i, Suudi Arabistan’ı yanlarına çekmeye çalışarak Türkiye’ye karşı yeni bir cephe açmaya çalışmaktadır. Özellikle Suudi yaşlı kralı Salman ile değil de Suudi ülkesini fiilen yöneten  jenerasyon ve iletişim farklılıklarını iyi kullanan, oğlu üzerinden Orta Doğu ve Arap İslam ülkelerini şekillendirmeye  çalışmaktadır. Bu düzen kurma aşamasında Türkiye doğrudan anlamakta güçlük çeken Kral Salman ile iyi bir iletişime geçmesi, Salman Kral’ın oğlu üzerinden iletişimi devam ettirmemesi gerekmektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri, batının Müslüman dünyasındaki bir ajanı olarak hareket etmeye devam etmektedir. BAE ‘nin başındaki Nahyan ailesi, Dışişleri Bakanı aynı aileden Trump’ın Yahudi damadı Jareed Kushner ile çok iyi dostlukları olduğu  ve böyle olunca da, BAE Müslüman ülkelerin ortasında İsrail benzeri bir proje ülkesi olma yolunda hızla ilerlerken ,İsrail ve ABD ile her geçen gün gittikçe daha da sarmaş dolaş olmaktadırlar. Tabii ki BAE’nin yönetici ailesi, İngiltere Kraliçe’sine tam biat etmekte diğer taraftan İran ile yakınlaşan her ülkeyi suçlu göstermek telaşında olup inceden inceye kendileri İranla ticaretlerini bir güzel yapmaktadırlar. Diğer taraftan adeta İslam düşmanlığını inceden inceye de işlemeye devam etmektedir.

48 yıllık Batı’nın bir proje devleti balıkçı ve inci kasabalığından çıkartılarak devleştirilmiş cüce devleti olan BAE, 19791983 yıllarında Türkiye ile ikili ilişkilerde inşaat,gıda,savunma ve benzeri alanlarda çok iyi ilişkileri devam ederken,  Arap baharı ve Müslüman kardeşler (ihvan) kuşağına, Türkiye’nin desteği üzerine, BAE’nin Türkiye’ye bakışı gizliden gizliye iyice kindarlığa doğru gitmektedir. Çünkü BAE’nin ihvan düşmanlığı devam etmektedir. Oysa BAE ihvan kuşağını ve düşüncelerini, kendi ülkelerinde serpilip büyütmüşler ancak daha sonra ihvanı, karşı bir kültürel savaş olarak görmüşler, sonrasında da ihvanı kendi içlerinde terör örgütü ilan etmişlerdir. İran’ı sürekli dış tehdit ,ihvanı da iç tehdit olarak gören BAE, Türkiye’de huzur bozucuları yani Türkiyenin iç tehditlerini ajanvari gizliden gizliye sürekli destekleyerek finans katkısı sağladığı bilinmektedir. Çünkü  BAE  Dışişleri bakanı Abdullah Bin Zayid 1917’de Osmanlı Fahreddin Paşa’nın 1916’da Medine halkının mallarını ve el yazması eserleri çaldığını küstahça söyleyince ,büyük devletin büyük lideri, Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da BAE büyükelçinin bulunduğu sokağın adını Fahreddin Paşa Sokağı olarak değiştirme talimatını vermiştir. BAE dış ilişkilerden sorumlu Enver Gardaş: ‘’Arap dünyası Tahran ve Ankara tarafından yönetilmeyecek. Bu konuda Arap alemi birleşmelidir.’’ Diyerek benzeri siyasi söylemleri de hızlandırmaya başlamıştır.  Körfez basın kuruluşları,Türkiyeyi Işid ve El-Kaide ile birlikte göstermeye başlamışlar, ihvanın temsilcisi olarak gösterilen gazeteci Kaşıkçı İstanbul’da öldürülmesine gidilmiştir. Oysaki BAE şuanda şiddetle karşı çıktıkları ihvan kuşağına zamanında bizde ki FETÖ gibi kucak açmış eğitim,kültür,camiileri ve dış işlerini tamamen kendilerine tahsis etmişler daha sonra da ihvanı yasa dışı ilan etmişlerdir.

Suriye’de Fırat’ın doğusunda, sözde Kürtlerin öncülüğünde özerk devlet kurma planlarını desteklerken, Katar’ı körfezdeki ABD,İngiliz,Yunan asılları tecrit etmeye başlamışlardır. Bunun üzerine Türkiye Katar’ı yanına alarak Katar’da bir askeri üs kurarak adeta Katar’a bir kalkan olmaya başlamıştır. Siyasi, ekonomik ilişkilerde buna zorlamıştır. Türkiye’nin Katar ve Müslüman kardeşlere desteğini gören BAE ve Suudi yönetimi ,Batının yönlendirmeleriyle ,Suriye’nin Fırat’ın doğusundaki YPG halk koruma birliklerinin önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteklerini arttırmışlardır.

Türkiye’nin Katar’a kalkan olmasına karşılık, Katar Türkiye’nin ekonomik krizinde 15 milyar dolarlık yatırım vaat ederek  Türkiye’nin yanında yer almış ekonomiye can suyu katmış ancak diğer taraftan stratejik varlıklarına da ortaklığı getirmiş Türk siyasi iktidarı da yeni yatırım ve istihdam olanakları şeklinde siyasi propagandasını da yapmaya başlamıştır.

Türkiye’deki siyasi iktidarın ilk on yılındaki takdir edilenlen başarısı,,Adeletteki,liyakattaki,ehliyetteki ve taşradaki il ve ilçe siyasi parti teşkilatlarındaki kibir ve tepeden bakma alışkanlıklarının,Yüzde 80 ni işe güce karışmayan korkak davranıp.siyasilerin oyuncağı olmuş beceriden yoksun liyakatsız atanmış il valileri, her geçen gün artmaya başlaması vatandaşlarca tepkilere neden olmakta bu olumsuz tavırlar,Ak Partiyi hararetle savunanlar tarafından bile gittikçe nefrete dönüşmekte bu durum, savunucular tarafından mevcut iktidar partisinin olumsuz bir güç haline geldiğini savunur hale gelinmiştir.Diğer taraftan olumlu tarafından bakıldığında,Türk siyaseti demokratikleşmede siyaset üzerindeki askeri denetim ve müdahale riski hemen hemen ortadan kaldırılmıştır. Bu Türk siyasi hayatında en önemli dönüm noktasını oluşturmaktadır.

Türkiye’nin en öneml sorunu olan,dışa bağımlılıktan kaynaklanan 500 milyara yakın dış borcu nerdeyse Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılatın %20’sine yakınlaşmış olması, çok yakın ekonomik pandemi kasırgasına hazırlıklı olmasını gerektirmektedir. Çünkü enflasyon düşmeden, faiz düşürülürse dolar talebi artmaktadır. Bu seferde piyasaya döviz verdiği için, Merkez Bankasının döviz rezervleri azalmaya gitmektedir. Yerli para ile yabancı paranın takas edildiği swap anlaşmalarına ümidimizi, ikbalimizi ve istikbalimizi bağlamış gözüküyoruz. Türkiye’nin gerçekte devleştirilmiş cüce olan BAE’ne karşı Arap ve İslam ülkeleri arasında Batı’nın da desteğini alarak Cumhurbaşkanı’mızın yerinde ve anlamlı’’ petrol şımarığı’’ sözlerinde ifadesini bulan BAE’ne karşı, yeni ve derin bir strateji geliştirmemiz ivedi ve yerinde gözükmektedir.

Olmaz öyle şey, hayalen mi kaderimiz.

Hayaller hep dostumuz, gerçeklerse hep kaderimiz.

Batuhan BOZKURT