Daha iyi nasıl öğrenebilirsiniz?

“Şans Yasası: Şans çabalayandan yanadır” diyen Barbara Oakley, Sayısal Zeka: Matematik ve Fende Başarılı Olmanın Sırları isimli kitabında öğrenme alet çantasını açıp, birçok farklı örnek ile öğrenmenin yöntemlerini anlatıyor.

Kitapta birbirinden ilginç örnekler arasında sahip olduğu bellek ile tanınan Rus gazeteci Solomon Shereshevsky da yer alıyor. Solomon’un hikayesi gerçekten çok şaşırtıcı ve bilimsel makaleler yazılacak kadar ilginç bulunuyor.

1920’lerin ortasında Sovyetler Birliği’nde bir muhabir olmak demek size söylenenleri ne eksik ne de fazla yazmaktı. Günlük görevler kiminle, hangi adreste görüleceği ve hangi bilginin alınacağı detaylarıyla verilirdi.
Solomon, patronun ilgisini ilk olarak tembel olduğu için çekmişti ya da patronu öyle olduğunu düşünmüştü.

Editör, Solomon dışında herkesin not tuttuğunu fark etmeye başladı. Editör, Solomon dışında herkesin not tuttuğunu, kendisinin neden not almadığını sordu.

Hiçbir şeyi unutmayan bir gazeteci düşünün!

Solomon şaşkındı; söylenen her şeyi hatırlayabildiğine göre neden not almalıydı ki? Hemen ardından Solomon sabah ki konferansın bir bölümünü kelimesi kelimesine tekrarladı. Solomon’un şaşırtıcı bulduğuysa herkesin kendisi gibi bir hafızaya sahip olduğunu düşünmeseydi

Böyle bir hatırlama yeteneğinizin olması hoşunuza gitmez miydi?

“Aslına bakılırsa, muhtemelen hoşunuza gitmezdi” diyor kitapta Barbara Oakley, çünkü bu olan üstü hafızanın yanında Solomon’un bir de sorunu vardı: Dikkatin hem idrak hem de hafıza ile olan bağlantısı da dahil olmak üzere sorun yaşıyordu.

Beynin bölümlerini birbirine bağlamak için odaklanmak gerekiyor. Odaklanma, öğrenme tarzının önemli bir parçası. İlginç bir şekilde, stresli olduğunuzda, dikkat etme yeteneğiniz bu bağlantıların bazılarını yapma yeteneğini kaybetmeye başlar. Bu yüzden beyniniz, kızdığınızda, stresli olduğunuzda veya korktuğunuzda doğru çalışmıyor gibi gelir.

Odaklanmış pratik ve tekrar hafıza izlerinin yaratılmasını sağlayarak, kusursuzca yapılan bir işe dönüşebilir. Yani odaklanmadan öğrenmezsiniz ve öğrendiklerinizin arasında bağlantı kurmanız yeni düşünceler ortaya koymanızı sağlar.

Her bir ağacın zihnindeki görüntüsü o kadar canlıydı ki ormanı göremiyordu

Solomon’ın olağanüstü belleği şaşırtıcı bir dezavantajı beraberinde getirdi. Bireysel bellek izlerinin her bir yoğun bağlantılarla o kadar renkli ve duygu yüklüydü ki bu izleri bir araya getirme ve kavramsal yığınları oluşturma becerisi ile çakışıyordu. Başka bir değişle, her bir ağacın zihnindeki görüntüsü o kadar canlıydı ki ormanı göremiyordu.

Solomon kıtaların ayrılması keşfiyle ilgili bir hikaye okumuş olsaydı, bu konuyu anlamazdı. Hikayedeki her bir kelimeyi tekrar etse bile, kavramsal bellek oluşturmak üzere bireysel hafıza izlerini birbirine bağlayamadığı için, kıtaların ayrılması kavramını anlayabilmesi onun için çok zor olurdu.

İşte bu noktada kavramsal bilgi parçalarını oluşturmak için önem taşıyordu. Bu durum, ayrı bilgi parçalarını anlam yoluyla birleştiren zihinsel sıçramalar yapmaya engel olabiliyordu.

Ele aldığınız bilgileri yığınlar halinde toplamak beynimizin daha verimli çalışmasına yardımcı olur. Bu fikri ya da kavramı bir kez yığın haline getirdikten sonra, tüm küçük ayrıntıları hatırlamanıza gerek yok. Ana fikre yani yığına sahipsiniz ve bu yeterli.

Travmatik beyin yaralanmasını aşmak ve kısıtlı zamanda öğrenmek

Barbara Oakley, kitapta çok farklı örneklere yer veriyor. İşte onlardan bir diğeri de travmatik beyin yaralanmasını aşmak ve kısıtlı zamanda öğrenmek için Paul Kruchko’nun hikayesinden söz edeceğiz.

Yoksul ve sürekli kavga eden bir ailede büyüyen ve liseyi zar zor bitirerek sonrasında asker olan Paul, Irak’a piyade olarak gider. Orada şans eseri eşiyle tanışır ve hayat tarzını değiştirmeye karar verir. Eve döndükten sonra konsantrasyon zayıflığı, bilişsel eksiklik ve öfke halleri yaşar.

Bilgisayar ve elektronik mühendisi teknolojisi programına kaydolur. Beyin hasarı nedeniyle başta kesirleri kavramada bile zorlanır. Fakat bu durum gizli bir lütuftur: Öğrenmek beynine bir şeyler yapıyordur ve zor olmasına rağmen zihinsel konsantrasyonu sağlamak onun aklında yeniden şekillendirir. Bu süreci zamanla zihnin iyileşmesi olarak tanımlar ve onur derecesi ile mezun olur. Sivil bir elektronik teknisyeni olarak çalışmaya başlar.

Mühendislik derecesi için tekrar okula dönmeye karar verir, özellikle kalkülüs gibi konularda sorusu yaşar. Aynı zamanda evlidir ve çocuğu olmuştur. Ayrıca tam zamanlı çalışıyordur.

Üniversite eğitimini devam ettirirken de kısıtlı zamanda ders çalışıp süreci tamamlamak için bazı yöntemler geliştirir.

İşte Paul’ün geliştirdiği kısa yöntemler:

• Verilen ödevleri oku ve sınavlara hazırlık yap.
• Ders notlarını gözden geçir. Bir saatlik ders, iki saatlik kitap okumaya eşdeğerdir. Eğer derslere katılıp eksiksiz notlar tutarsanız saatinize bakıp dersin bitmesini beklediğiniz zamanlardan daha iyi öğrenirsiniz. Ertesi gün bilgileri tekrar ederseniz daha iyi bir şekilde hafızanızda yer tutar.
• Ders notlarında yer alan örnek problemleri tekrar çöz. Öğretmenin verdiği veya kitapta bulunan problemleri çözmenin faydası olmaz. Örnek çözümlü problemler sayesinde gerektiğinde adım adım çözümleri bulabilirsiniz. Tekrar etmek yığınların sağlamlaşmasını sağlar ve çalışırken farklı renklerde kalemler kullanarak bu karışık problemlere çözüm yolları geliştir.
• Verilen ödev ve sınav sorularını çalış. Bazı problem türlerini çözmede zihin için kas hafızası yığınları oluşturun.
Öğrenme tekniklerini anlatan bu kitapta aslında bize nasıl daha iyi öğrenebileceğimiz anlatılıyor ve farklı örnekler üzerinden gidiliyor, önerilerde bulunuyor. Çalışma sürecinde nasıl daha iyi odaklanarak öğrenmemizi daha kolaylaştırabileceğimiz anlatılıyor. Eğer sadece sayısal zeka değil her şey ile ilgili öğrenme tekniklerini öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okumanızı öneririm.



Kaynak

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir